Tarihi süreç içinde algılana genel bir anlayış vardır. “Tavla doğal ortamda yeşerir”. İstekler tavlanın oluşumuna yataklık etmektedir. Her toplum yaşadığı yüzyılın etkisini huzurlu ve tavla oynayarak geçirebilir. 20. Yüzyılın insanı oyun oynaktan çok, acıyla, sıkıntıyla, felaketle, ölümle, haksızlıkla, çaresizlikle, umutsuzlukla çatışmıştır. Bu çelişkiler tavla felsefesini topluma yabancı kılmıştır. İnsanlar yaşanılan durumlar içinde tavla özünden kopmuş bir yığın haline gelmiştir. Bu kendiliğinden oluşa gelen bir toplumsal olgu da değildir.
Tavlanın doğası oyun oynamak üzerine planlanmış olması yüzyıllardır süre gelmiştir. Sevilerek oynanılan bu oyunun icadı MÖ 1200 yılına uzanmaktadır. Çıkış niteliği iki imparator tarafından ve zaman mantığının ortaya konulması ile gerçekleşmiştir. Tavla felsefesini anlatan çıkış diyaloğu şu şekildedir; kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa o kazanır. İşte hayat budur. Hint imparatorunun yazmış olduğu bu sözler ile tavla felsefesine başlangıç yapılmıştır. Buna karşılık olarak Pers İmparatorunun; evet kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa, o kazanır. Sözleriyele cevap vermesi ile felsefe tam anlamıyla kabul edilmiştir.
Tavlanın çıkışındaki felsefenin araştırılması içerisinde zamanı simgeleyen sembollerin olması oyunu çok özel kılmıştır. Her alanda oynanılmaya başlanın tavlanın MÖ insanlar tarafından sosyal boyuta ulaştırıldığı kesindir. Sosyal boyut kavramından kasıt; Tavla’nın yüzyıllar boyu insanlar ile beraber olarak kültürlerin içerisinde yer almasıdır. Şu an bile her dükkanın önünde, her kafede, her evde tavla oyunu bulunmaktadır.
Tavla’da oluşan felsefenin ve sosyal boyutun gelişmesini etkileyen tek olgu, belirsizliği insanoğluna yaşatmasıdır. İnsanların tavla içerisinde yer alan belirsizliği yaşamaları sonucu, tavla felsefesi ve sosyal boyutu oluşmuştur. Sonucu bilinmeyen bir oyunu oynamak, kazanacağını bilen bir insanın egosunu tatmin etme amacıyla mücadele verdiği tek oyundur.
Çeşitli gözlemlemeler sonucu tavlanın her alanda sosyal olarak geliştiği apaçık ortadır. Hemen hemen her yörede yapılan turnuvalar olsun, ceşitli tavla dernekleri olsun bir çok alanda faaliyet gösteren Tavla’nın felsefesi insanlara aktarılmaktadır. Buna en büyük katkısı olan dernek kuşkusuz İstavder’dir. Tavla konusunda gerekli sosyal boyutu sağlayarak insanlara tavla turnuvaları düzenlenmekte ve liglerde mücadele içerisinde yer almalarını sağlamaktadır.
Sonuç olarak tavla iki kişi tarafından oynan bir oyundur. Bu oyunun kuralları olasılık hesabına dayanır. İki zarın altı altı gelmesinin olasılığı otuz altından biri olarak gerçekleşme şansına sahiptir. Doğru atış temel kaygıdır. Zar tutmak oyunun kuralına aykırılık niteliği taşır. İnsan ilişkileri bakımından beden dilinin kulanılması olağan sayılır, zarı yüreklendirmek esastır. Zar öpülür elde sallanır bir narayla atılır. Oyunda iki yön vardır, oyun ve mars. Marsta karşı tarafın hiç pul alamamasıdır. Oyunu beş kez kazanan başarılı sayılır. Etkilemek, etkide bulunmak başarıyı körüklediği söylenebilir. Oyun en çok tercih edilen ikili bir etkinlik olduğu söylenebilir. Kısacası tavla felsefesi ve sosyal boyutu çok önemlidir.


